90’larda Pazar Günü Tv Karşısında Geçirmek

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 11:48

Bir günü güzel yapan şeyin o günün değil, sonrası gününün tatil olması olduğunu daha küçükken anlamıştık biz. Bu sebeple tatil olmasına karşın pazar günleri, bir ilkokul çocuğu için dahi, bilhassa akşam saatlerine doğru kasvet demekti.

90’larda bir pazar sabahı…

90’lar çocuğunun pazar günü öyle pek de sıkıcı başlamazdı. Hafta içi okul varken bir türlü uyanmayan çocuk Allah’ın buyruğu olarak pazar sabahı hane ahalisinden saatler önce ayağa dikilir, Star 1’in yayınladığı bilumum çizgi film ile haşır neşir olurdu. Voltron’du, Ninja Kaplumbağalar‘dı, Transformers’tı, Looney Tunes’du derken envai çeşit kanalda izlenebildiği kadar çizgi film izlenirdi büyükler kalkmadan.Yattığımız yerden, hava serinse ve odamızda televizyon bulunacak kadar talihliysek yatağımızdan çıkmadan yorganın altından biri bitip ötekisi başlayan çizgi filmler karşısında yeni televizyon kanallarımıza teslim olurduk saatlerce. Ne de olsa annelerimizden sık sık duyduğumuz “Ayol önceden bir tane kanal vardı, ne yayınlarsa o izlenirdi” aşamasını geride bırakmıştık çok şükür.

Saat ilerledikçe ev ahalisi uyanmaya başlardı, zati televizyondaki programların da türü değişmeye başlardı ufaktan. Mutfaktan kahvaltı hazırlanma, banyodan da yüzünü yıkayan insan sesleri gelmesi, çizgi filmlerimizle baş başa kaldığımız, televizyonun tartışmasız kralı olduğumuz saatlerin bitmesi mananına gelirdi.

Ne varsa Sulh Manço’da vardı…

Artık çay demlenmeye, kahvaltı masası dolmaya başlardı, varsa anneanne, babaanne, kardeş oturma odasına doluşurdu yavaştan, kahvaltı saati gelmiş demekti. Pazar kahvaltılarının televizyondaki en büyük arkadaşı ise Sulh Manço ile 7’den 77’ye idi kuşkusuz. Akşam daha uzakken, kahvaltı sonrası çaylar içilirken Sulh Manço bizlere hangi çocuğun ileride ne olacağını, hangi Afrikalı’nın burnuna ne taktığını anlatır, bizler de ailece hayran hayran izlerdik.

7’den 77’ye biterken kahvalı faslı da kapanırdı. Ulus işine döner, temizlik yapılacaksa yapılırdı ki bu genelde bizim odamıza kapanmamız mananına gelirdi (“toz almak” lafını duyduğunda irite olmayanımız var mı içimizde?). Konukluğa gidilmeyecekse kahvaltı sonrası boşlukta ya sokağa çıkılır, belki biraz Barbie’ydi, Atari’ydi, Lego‘ydu oyuncaklara şefkat gösterilir, aile baskısına daha fazla karşı konulamazsa oturulur ödev yapılırdı.

Pazar akşamlarının tek neşesi Bob Amca…

Hemen peşinden televizyonda yeni bir kuşak başlardı, anne babalar için biraz daha keyifli olsa da bizler için kaçınılmaz pazar akşamı kasvetinin başlangıcıydı bu. Görevimiz Tehlike veya Kara Şimşek gibi diziler derdimize mecal olmazdı, zati hane ahalisi Pazar 90 (veya seneye göre Pazar 91, 92 vb…) izlemek isterdi. Bu kuşakta bizim için televizyondaki en iyi şey kabarık saçlı ressamımız Bob Ross’un Resim Sevinci isimli programı ve bir çocuğa muazzam gelen resimleriydi. Yarım saatlik bu kış güneşinin hemen peşinden pazar sıkıntısı daha kuvvetli bir şekilde geri dönerdi: akşam yaklaşmıştı, ödevler yapılmamıştı, ertesi gün okul vardı ve daha banyo yapılacaktı…

O lanet pazar akşamı banyosundan kaçış yoktu arkadaşlar. Öğrenilmiş çaresizlik ve koşullu refleks hallerinin tek vücutta birleşmiş muazzam bir örneği olarak pazar banyosu ve Bizimkiler ikilisinden birinin ismini duymak afakanlar basması için yeterliydi, biliyorduk ki haftanın en sıkıcı hatıra gelmişti, biliyorduk ki banyo yapılacak ve bu akşamın sıkıcılığı evde izlenen Bizimkiler ile katmerlenecekti ve yapacak hiçbir şey yoktu, yazgıya karşı çıkmayı tecrübe etmek dahi yersizdi.

Dünyanın en sıkıcı banyosuna ve her bölümde hemen hemen aynı olayların yaşandığı kısır Bizimkiler’e katlanabilen çocuklardan yeterince bahtlı olan bazılarını bir ödül beklerdi ebeveynlerinden: Parliament Pazar Gecesi Sineması kuşağı. Ekseriyetle 80’lerin ilk yarısında doğmuş, 90’larda biraz daha geç yatabilen talihli çocuklar Star TV’nin bu özel kuşağı sayesinde sinema keyfiyle tanışmış, emekleyen televizyonculuk döneminde TV’de gayet güzel filmler izleyebilmişlerdi…

Ancak bir hayli 90’lar çocuğu için bu jenerik bir “yat borusu” mananına geliyordu… Bazen bizim için, bazen de annelerimiz için. Bu sesi duyan anne ansızın çocuğun yatıp yatmadığını kontrol etme ihtiyacı hissediyor, karşılaştığı neticeden hoşlanmazsa vahşileşip bizleri yatağa kadar kovalıyordu. Kaderimize direnirsek böyle, direnmezsek daha barışçıl bir şekilde sonlanıyordu pazar günü, biz de sonrası gün küçük beyinlerimizde minimal pazartesi belirtileri yaşayacak olmamıza karşın haftanın belki de en az sevilen gününden kurtulmuş oluyorduk…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir